23 Şubat 2016 Salı

Beyler kızlar sizin istediğiniz zaman umut verebileceğiniz istediğiniz zaman siktir çekebileceğiniz varlıklar değil
Biz çirkin değiliz, sadece siz güzel bakmasını bilmiyorsunuz.

20 Şubat 2016 Cumartesi

hikayemin sonu az çok belli be
kadın gelmiyecek
ben bekliyeceğim
kavuşamıycaz
sonunda özlemden öleceğim
Küçük bir çocuk düştü parkta
unuttu dizinin yarasını-
…ağladı
;kırılan oyuncağına
Kızdım,
Bağırdım, 
Cağırdım,
Haykırdım,
Küfrettim,
Kestim,
Parçaladım, 
İçtim,
Ağladım,
Yazdım,
Hiçbiri geçirmedi. Hiçbiri geçirmeyecek biliyordum.
Ama değer sana değmez diyorlar ama değer.
Mahvolduğuma, 
Gözyaşlarıma,
Kestiğime,
Yazdığıma,
Sana hepsi değer 
Ankara`da deniz yok.
Öyledir.
Ama siz görmüyorsunuz.
Deniz var.
Okyanus bakışlı biri var.
Gözlerine baktığımda sahilde denizi izlerken gelen huzur vardır ya onu hissediyorum.
Siz görmüyorsunuz deniz var bu şehirde. 

18 Şubat 2016 Perşembe

Sinirden ağlamak yerine gülmeyi öğrenince insan biraz daha büyüyor sanki.

Sinirden ağlamak yerine gülmeyi öğrenince insan biraz daha büyüyor sanki.
Kaptan, rotayı değiştir. 
O liman, bu gemi için çoktan kapanmış.
Susuyor çünkü, o anlaşılmayı denedi. Gülüyor çünkü ağlamanın zararından başka bir faydasını görmedi. Bakıyor, ama dalgın, konuşuyor ama sessiz. İşte budur diyoruz yaşlanmak. Daha gelmeden yirmisine, ölü gözlerine sahip olmak.

Boşver ya. Biz gülelim, çığlık çığlığa. Biraz da hayat ağlasın.

Boşver ya. Biz gülelim, çığlık çığlığa. Biraz da hayat ağlasın.

Çok şey anlatırım, ama kimse bilmiyor gözlerimin dilini.

Çok şey anlatırım, ama kimse bilmiyor gözlerimin dilini.

sonradan gülüşünüzü unutturmaya mecbur bırakacağınız insana gülüşünüzü sevdirmeyin. kimse o gülüşü unutmak için kafayı yemek zorunda değil.

sonradan gülüşünüzü unutturmaya mecbur bırakacağınız insana gülüşünüzü sevdirmeyin. kimse o gülüşü unutmak için kafayı yemek zorunda değil.

ah bi gelsen keşke

ah bi gelsen keşke

Ben kıskancım. Kıskanırım, karışırım, kızarım ama gitmem hep yanında olurum. Seni en güzel ben severim bilmem anlatabildim mi ?

Ben kıskancım. Kıskanırım, karışırım, kızarım ama gitmem hep yanında olurum. Seni en güzel ben severim bilmem anlatabildim mi ?

bizi zaman yenecek ve anılar kalacak

bizi zaman yenecek ve anılar kalacak
Bir erkek düşünün 8-9 aydır bir kızı tek taraflı olarak çılgınlar gibi seviyor.Kız başkasını sevdiği zamanlarda bile hala onu seviyor.Kız başkasıyla çıktığı halde başka biriyle sarmaş dolaş fotosunu gördüğü halde seviyor.Kızın sevdiği erkekle arasını yapıyor ama hala seviyor.Kıza onu sevdiğini söylüyor.Kıza ona karşı olan hayallerini anlatıyor.Ama kız hiç bir şey yapmıyor.Erkek her gece içinden çok mu tipsizim,çok mu kötü biriyim neden sevmiyor beni? diye diye kendini geçiştiriyor.Erkek annesine babasına kızı anlatıyor.Resimlerini gösteriyor bu kız gelinin olacak diyor.Ama kızın ailesi bu erkeği bile bilmiyor.Kızın abisi beni öğrenirse herşey biter diye korkuyor.Erkek bu kızı çok sevdiği için eline bir çok kızla çıkma fırsatı geçmesine rağmen hepsine siktiri çekiyor neden ? Çünkü o kızı sevdiği için.Ama o kız başkasıyla çıkabiliyor.erkek düşünüyor acaba korkuyormu ? Acaba hazır değil mi ? Ama 7 aydır onu seven bir erkekden neden korkabilir ? Neden hazır olmayabilir ? Erkek bunları bile düşünmeden yine seviyor.Erkek bunları hak edecek ne yaptı?Erkeğin sevilmemesinde ki sebep ney?Erkeğin aklı başına geldiği zaman ben neden böyle sevdiğim halde hala sevilmiyorum derse ne olabilir?Erkek düşünüyor acaba ondan vazgeçsem ne olur?Ne mi olur 1 ay sonra unutulur.Ama erkek onu 2 yıl bile unutamaz.Çünkü onu o kadar sevmiş ki kalbinde yarası kalır.Bu hikayede anlatılmak istenen gerçek sevginin erkeğe yansıtılmış halidir.Gerçek sevenin üzüldüğü,sahte sevenin mutlu olduğu bu hayatta gerçekten bunları hak edecek ne yaptık diye soruyorum.Bunları hak edecek ne yaptık?
Yıldız Tilbe’nin kızına Sezen Aksu’nun adını verdiğini öğrendiğimden beri iyi değilim. (Kızın adı; Sezen Burçin Karahan)

Sırtımda senden kalan bir yara var. “Ben unutsam, Ten unutmaz

Sırtımda senden kalan bir yara var. 
“Ben unutsam,
Ten unutmaz

Dert ettiğin kadar duâ etmiyorsun; o yüzden gerçekleşmiyor hayallerin…

Dert ettiğin kadar duâ etmiyorsun; o yüzden gerçekleşmiyor hayallerin…
İnsan, umut etmeden yaşayamaz çocuk. 
Yaşayamıyorum.
Onun sesinde bir şey vardı. Ne söylerse şiir gibi gelirdi. Bensiz nefes bile alamazmış, öyle derdi.

17 Şubat 2016 Çarşamba

sigara içerken bittiğini parmaklarınız yanınca fark ediyorsanız orada durup bir kez daha düşünün.
Acayip kıskancım. Sevdiğim insanları paylaşmaktan nefret ediyorum,bencilim bu konuda. Sadece benim. Ben sevdim. En çok ben seviyorum çünkü.
Çok yoruldum arkadaşlar anlatabiliyor muyum? Dermanım kalmadı artık, aşırı yoruldum.
Aslında ne şanslı insanlar var üzülme sebeplerini bilen onu yapanlara inat yaşayan nasıl bu kadar güçlü olabiliyorlar,anlamıyorum.
Bedenim neyse de ruhum kesinlikle yoruldu artık, hissedebiliyorum
Sevdiğiniz kişi güzel bir şey yazınca yüzünüzde oluşan o gülüş var ya hani işte o gerçek mutluluk.
Gidişin beni yaralayamaz,
Güneşim doğacak onu karalayamam
İhtiyacım olan tek şey yersiz özgüven. Yersiz özgüveni olan herkes mutlu.
Canın yansa içim sızlardı ben hak etmedim
Çok sevdikte ne değişti? Giden yine gitti.
delirdiğinizle kalırsınız. dizlerinizi çenenize kadar çekip iki elinizi saçlarınızın arasına alıp delirdiğinizle kalırsınız.

15 Şubat 2016 Pazartesi

bence bişe olduğunda ''dövelim mi'' diyenler çok samimi
Öyle güzel seviyor ki,
bazı şairler görse sevgisinden utanır.

12 Şubat 2016 Cuma

Çünkü herkes bir miktar acımasız. Sevdiklerimde dahil. Bana değer verdiğini söyleyen insanlar bile bir miktar ciğerimi yaktı. Sustum hep.
Gülüşü bu evrendeki en güzel şey biliyomuydunuz, en soğuk kış gününü bile bahara çeviren her güldüğünde ömrüme ömür ekleyen bir huzurum var.

11 Şubat 2016 Perşembe

Nasıl başladığı önemli değil.. Aslında çoğumuz aynı filmi farklı senaryolarla oynadık.. Birileri yabancıyken, gelip her şeyimiz oldu.. Onları mutlu etmek için elimizden geleni ardımıza koymadık, yüreğimizi ortaya koyduk ve hayaller inşa ettik onlar üzerine.. Çok sevdik, çok sevdiğimiz kadar hiç sevilmedik.. Bir noktadan sonra acı çekmeye de alıştırıldık, hatta bu durum hoşumuza bile gitmeye başladı, çünkü seviyorduk.. Sevmek katlanmaktı güya, başka çaremiz yokmuş gibi.. Hep iyi olacak diye bekledik, içimizdeki umut asla bitmedi.. “Ya severse sonradan..” diye çaresizce avunup durduk, sonra gittiler.. İlk başa döndük; birileri her şeyimizken, gidip yabancı oldu.. Nasıl bittiği de önemli değil, hepimiz aynı finali farklı biçimlerde, ama aynı kalp kırıklığıyla yaşadık, kiminin ki daha gürültülüydü sadece.. Ve bütün bunlar bize tek bir şey öğretti; ip inceldiği yerden, insan incindiği yerden kopar..

HAYAL ET-


Çoğumuzun hayal etmekle ilgili herhangi bir sorunu olduğunu düşünmüyorum. Hayal etmek, yaşamımızın bir parçası olduğu gibi bizi hayata bağlayan ince iplerden birisidir. 
Ama asıl soru hayal ederken cesur muyuz ? 
İnanıyorum ki çoğumuz hayallerimizi belirli sınırlara sığdırmaya çalışıyor, gerçek hayattan alışık olduğumuz üzere hayallerimizde de elimize verilen hazır kalıpları kullanıyoruz. Hayallerimizde bile kalıplarla yaşıyorken,  gerçek hayatta cesur olmayı nasıl umabiliriz ki ? 
Ama size hayal dünyamızın yaramaz olduğunu ve söz dinlemekten hoşlanmadığını söyleyebilirim. Kalıplara girmeyi sevmediğinden olucak ki ufacık bir delik bulduğunda kendini en uçsuz, bucaksız yerlere atmaya başlar, aslında bu durum bizi çokta rahatsız etmez,  düşünmesi güzeldir sonuçta.  Ancak, gerçek hayat algımız kısa bir süre sonra hemen devreye girerek hayallerimizi doğru veya yanlış olarak değerlendirmeye başlar. 
Aslında şunu bilmeliyiz;  hayallerimizin yaşadığı o mükemmel dünyada yanlış yoktur.Ve en azından şunu söyleyebilirim ki; beynimizin, yanlış olduğunu düşündüğümüz şeylerle de şımartılmaya ihtiyacı vardır.
Düşüncelerimizde cesaretlenmeye başlarsak, gerçek hayatımızda zaman geçtikçe cesur bir insan olmamız çok olasıdır. 
Korkusuz olmak zorundayız. İnanın bana, en azından hayal kurarken bunu hakediyoruz.
Bir kadının belindeki saçının omzuna keskince düşmesinin izâhını kimse yapamaz. Bir kadının saçının omzuna gelmesinin nedeni olmayın.
Ne demiş Nazım Hikmet; Yürekli bir kadının başı, yüreksiz bir adamın omzuna ağır gelir.
Meğer o gün son sarılmamızmış, bilseydim daha sıkı sarılırdım.
Omzuna yattığın an kafanı öpen, ağladığında elleriyle gözlerini silen adamlar çok iyi baba olacaklar.
Bu konuyu Yıldız Tilbe "severim ama güvenemem ki" diyerek kapatmıştı, bir daha açmaya lüzum yok.
Sezen Aksu dinleyin. Kitap okuyun, gidenin geri gelmeyeceğini ve gelse de bir şeylerin artık eskisi gibi olmayacağını anlayın.
Bir Annenin "Çok acı çekmiştir kızım, keşke kurşunla öldürselerdi" dediği an bitti insanlık.
kötü haberlerim var  öpünce geçmiyor, uyanınca da…

9 Şubat 2016 Salı

Cem Karaca-ceviz ağacı şarkısı ve müthiş hikayesi

Nazım Hikmet, Gülhane parkındaki bir ceviz ağacının altında sevgilisi ile buluşmak üzere randevulaşır.

Buluşacakları gün gülhane parkına gider ve ceviz ağacının altında beklemeye başlar, tam bu sırada polisler de orada devriyeye çıkmıştır.

O dönemlerde Nazım Hikmet arananlar listesinde olduğu icin polislerden gizlenmek durumunda kalır ve bu ceviz ağacına çıkar.

Nazim Hikmet ağacın tepesindeyken biricik sevgilisi Piraye gelip her şeyden habersiz ceviz ağacının altında beklemeye başlar. Polislerden dolayı aşağıya seslenemez ve çaresiz çıkarır kalemi, kağıdı ceviz ağacının tepesinde bu siiri yazar ki Cem Karaca yorumuyla müthiş bir ruha bürünmüştür şiir.

Nazım Hikmet RAN ve Cem KARACA ruhları şad olsun… 

Düşme öyle aklıma, sen bana gelince ben kendime gelemiyorum
Bir kere yüzümüz gülse dişimizde maydonuz olur

“Seninim Milena, anla! Ne denli seninim bir bilsen!”


Öldürmek istediğim şey kendim değildi. Ölmesini istediğim şey, içimde bana sürekli pişmanlıklar yaşatan hisler işte. Anlatılamıyor bazen bilirsiniz.
yine o berbat his. ağlayası geliyor insanın.
Bir insanı herhangi biri kırabilir, ama bir tek en çok sevdiği, acıtabilirmiş.. Çok acıttığında anladım.
—  Can Yücel - Anladım 
En çokta öldükten sonra defter defter yazdıklarımı bulup okumalarından korkuyorum.
"İyiyim" dediğim zaman "hadi lan ben tanıyorum seni iyi değilsin" diyen biri olmalı hayatında.
Umut bitti limanı değil gezegeni verin ateşe
Acı çektikçe büyürmüş insan.
Öyleyse fazlası,
Çürütmez mi insanı?
Kırgınlığını anlatan bir cümle dahi bulamayacak kadar kırılmak. Bak, burası son. Bundan daha kötüsü yok.
Bütün kitapları yakın. Söylenen her şeyi unutun. Silin duvar yazılarını da. Geriye bu kalsın bir tek: "Herkesin acısı, sevgisi kadar.''
hani insan ölmeden önce öleceğini hissedermiş ya hah işte bazen böyle öleceğimi hissettiğim ya da düşündüğüm zaman çok korkuyorum
Çok doluysanız eğer, bir şeyler yazın, yazacak, kuracak cümleler bulamıyorsanız, bir şeyler çizin eğer onuda bulamıyorsanız susmayı deneyin zira susmamızı gerektirecek çok şey var

o gittiğin gece işte.  sonra ki gecelerde varlığını unuttum, yokluğunu da hiç hissetmedim. ama o gittiğin gece. onu hiç unutmadım.

Kadınlar birer melektir, cinsel obje değil… Anla bunu şerefsiz!
nerede kalmıştık? 
üzülmüştük demi, ağlayıp; neden? diye sormuştuk tanrı’ya. 
“neden ben?”
“ben bunu hak edecek ne yaptım?” 
hiçbirinin yanıtını alamadan uyuyakalmıştık. hatırlıyor musunuz? 
sabahına hiçbir şey olmamış gibi uyanmıştık. sanki dün ölmüştük ve bugüne farklı bir kişi olarak uyanmıştık. 
bir anda artık olmadığı aklımıza gelmişti ve kabullenememiştik. olamaz diyerek bir çaresizliğin içine sürüklenmiştik. 
sürüklendikçe, yaralanıp yaralarımızı sarmak yerine daha da deşmiştik. ama hatırlarsanız bunu biz istemsiz yapmıştık. hiçbir suçumuz yoktu. şuan bunun farkındasınız değil mi?
o zaman çıkmazlara girip boğulmuştuk. çünkü artık yalnız kalmıştık, nasıl alışacağımızı düşünmekten gözümüze uyku girmez olmuştu. bunu unutmanız mümkün değil! öyle değil mi arkadaşlar? bunu unutmanız mümkün değil. 
kimse yalnızlığını, çaresizliğini, yaralandığını unutamaz. zamanla kabullenir sadece. ve alışır. 
artık yaralar iyileşmeye başlamıştı, daha da yaralayamıyorduk. çünkü, her türlü acıya alışmıştık. 
derinlerdeydik, oradan çıkmayı istemiyorduk. istesekte çıkamıyorduk. o günleri unutamayız arkadaşlar sakın kandırmayalım kendimizi. o günleri unutamayız! unutmayacağız da ve bize o günleri yaşatanlara söveceğiz avazımız çıktığı kadar. bize bunları yaşatanları unutmayacağız arkadaşlar söz mü? ben size söz veriyorum. erkek sözü. insan sözü.
unutmayacağız ki, bir daha karşımıza çıktıklarında onların gözlerinin içine bakıp artık bir hiç olduklarını hissettirip bundan zevk alacağız. ve bunu yaparken hiç kötü hissetmeyeceğiz kendimizi olur mu? bizi artık o yaralamayı bırak, hiçbir şey hissettiremeyecek. anlaştık mı arkadaşlar? güçlü olacağız, tekrar karşılaştığımızda son gülen biz olacağız çünkü. 
bize yaptıkları için onları hiç affetmeyeceğiz. söz mü?
bundan böyle artık onlar bizim için bir hiç, hatta bir hiç bile değil.
ben geldim
bir gece ısrarla telefonum çaldı, uyku sersemi baktım numara kayıtlı değil. hemen yatakta doğrulup açtım telefonu. telefonun ucunda çaresiz, masum bir ses; hıçkıra hıçkıra ağlayarak yardım istedi benden. sakin olmasını söyledim ve ne olduğunu sordum. soru sormamı istemedi. sadece gel diyordu bana, nerede olduğunu sordum. çok uzakta değildi bana, hazırlandım çıktım. taksi durağına kadar koştum. taksiye atladığım gibi yanına gittim. beni görünce birden boynuma sarıldı. yaklaşık 2-3 dakika o şekilde durduk, göz yaşlarının boynumu ıslattığını hissediyordum. çaresizliği akıyordu gözlerinden, iyice sarıldım güvende hissetmesi için. feci şekilde alkol kokuyordu. koluna girdim ve açık bir yer aramaya koyulduk.. biraz daha sakinleşmişti, sesi çıkmıyordu artık. bir çorbacı bulduk, oturttum ne içmek istediğini sordum başta cevap vermedi, tekrarladım “ne içmek istersin?” diye yüzüme baktı, sen karar ver dedi. ben de kelle paça istedim ikimiz için de, bir güzel içtik, iyice kendine geldi. üstüne kahve ikram ettiler onu da içtik.. ne olduğunu sorduğumda cevap vermedi, sadece kalkmak istediğini söyledi. hesabı ödeyip kalktık, yavaş yavaş yürümeye başladık tekrar. taksiye binip eve gidelim dedim, istemedi. yürüyelim yürüyerek gitmek istiyorum dedi. tamam dedim. yavaş yavaş yürümeye koyulduk, yolumuz biraz uzundu, saatte epey geç olmuştu, biraz da soğuk vardı. koluma girdi, ben de elimi omzuna atıp sardım, bu sefer de belime sarıldı sımsıkı. hiç konuşmadık, konuşmak istemediğinin farkındaydım. yaklaşık yarım saat yürüdükten sonra eve geldik.. bir kahve daha içer misin? diye sordum. beraber yapalım dedi, tamam dedim geçtik mutfağa. kahveyi o yaptı, ben sadece yanında durdum ve onu izledim. içim içimi yiyordu, ne olduğunu çok merak ediyordum. iki kere sormama rağmen söylememişti, anlatmaya da hiç niyeti yok gibiydi. kahvelerimizi yaptı, benden özür dileyerek sigara içmek istediğini söyledi, biliyordu sigaradan nefret ettiğimi. ben de sorun olmadığını, içmesini söyledim. kahve sigara keyfi yapar gibiydi, sonra “çok özür dilerim” dedi. “neden?” diye sordum. bu saatte benim için kalkıp nerelere geldin, benim için uykundan oldun dedi. sorun olmadığını söyledim. tekrar sordum, ne oldu? diye. ne olduğunu ben de bilmiyorum, konuşmasak daha iyi olur dedi. ben de tamam diyerek. sustum.. sonra odama geçtik, üstünü değiştirmesi için bir şeyler verdim ve çıktım. daha sonra gelebilirsin diye seslendi. bilgisayarım açıktı, uyurken müzik dinlerdim.. biraz bakabilir miyim? diye sordu. tabii, dilediğin gibi dedim. bir şarkı açtı cem adrian - ben geldim. çok şey anlatıyordu aslında o şarkı, ama o an ben ona konsantre olamadım. aklımda hep “ne oldu?” sorusu vardı cevabını alamadığım. şarkı bitti, uyumak istediğini söyledi. yatağıma yattı üstünü örttüm. ben de bir battaniye çıkartarak, yanındaki koltuğa uzandım. 5 dakika geçmeden uyuyakaldı. bir süre onu izledim, sonra tekrar cem adrian'dan - ben geldim şarkısını açtım. bana ben geldim diyordu, bir mesaj veriyordu. 1 saate yakın dinledim. sonra uyuyakalmışım ben de. öğlene doğru beni öptüğünü hissettim gözlerimi açtığımda “ne uyudun be uykucu adam” dedi. üstümden battaniyeyi çekti aldı. ellerimden tutup, “doğru elini yüzünü yıka hemen kahvaltıya” dedi.  mutfağa gittim, krep yapmış, çay demlemiş evde olanlardan bir şeyler hazırlamış. yüzüne baktım gülümsedim, rahat uyudun mu? diye sordum. evet çok teşekkür ederim dedi. rica ederim dedim. çay doldurdu, kaç şeker diye sormasını beklerken, büyük bardağa 5 tane şeker attı. sen şekerli seviyorsun biliyorum ben seni dedi. gerçekten de bildi. kahvaltımızı yaptık, ortalığı toparlamak istedim, sen karışma git odana, ben toplar bulaşıkları da yıkarım dedi. tamam deyip çekildim odama. bir süre geçti geldi yanıma, artık gitmesi gerektiğini söyledi. tamam dedim. bir sorun olduğunda aramasının yeterli olduğunu söyledim. biliyorum ve seni çok seviyorum dedi. boynuma sarıldı, sonra ben de öptüm onu. huzura kavuşmuş gibi olduk. dudaklarının sıcaklığı ısıttı beni. sımsıkı sarıldı bana, gitmem gerekiyor dedi. kapıya kadar eşlik ettim ve uğurladım. 5-10 dakika geçmeden mesaj attı. “bana daha önce hiç duymadığım bir kaç şey söyleyebilir misin?” dedi. “hoş geldin deli kız” dedim. “salak” diye yazdı bu sefer. bir süre mesajlaştık böyle.. sonra bilgisayar başına geçtim. tekrar cem adrian - ben geldim'i açtım. her sözü, her cümleyi, her kelimeyi bir bir ezberledim. o gece ona olanların, bir anlık şeyler olmadığını anladım. birçok şey yaşadığını ve bana ihtiyacı olduğunu hissettim.. bir şakıyla hissettirdi bunları bana. gülümsedim kendi kendime. o gece ne olduğunu hiç öğrenemedim. sonra öğrenmek istemediğimi de anladım. bir daha da hiç sormadım. sadece yaşadım. sorgusuz sualsiz..
ilişkilere inanmıyorum. insanlara güvenmediğim gibi. günümüzde insanların pek azının gerçekten mantıklı, sağlıklı bir ilişki yaşadıklarına adım kadar eminim. geri kalanların hepsi bozuk bir ilişkinin kölesi olup hayatlarına, adına mutluluk dedikleri bu benim -adını koyamayacağım- saçmalıklarla devam ediyorlar. sözde mutlu oluyorlar, mutlu olduklarını sanıyorlar. hele ki bazıları her an birine aşık olup, her an biriyle sevgili olabilecek potansiyele sahipler. ilginç ve anlamsız.
çok şey yaşadım, gözlerimle gördüm. ya da çok yakınlarından işittim. en ufak yaşta başlayan ilişkilerden de, yaşıtlarımın yaşamış olduğu ilişkilerden de, orta yaşlarda evlilikle süren ilişkilerden de, yaşlı insanların arasındaki ilişkilerden de haberim var. hepsinden bir parça yaşanmışlığım, görmüşlüğüm var. mantıksız ve saçma ilişkilerden nefret etmek bir yana dursun iğrenen bir insan olarak hep bana denk gelir salak saçma şeyler. orta yaşlı olup; karısını aldatan tanıdık abi, kocasını aldatan tanıdık abla. gözlerimle görüyorum bunları, iğrençliği anlayabiliyorsunuzdur. ve susmak zorunda kalıyorsunuz, hem de çok fazla susmak zorunda. karısını başkasıyla aldatan arkadaş babası, kocasını başka adamla altadan arkadaş annesi. bunlar bilmek zorunda olmak, hatta bunlara şahit olmak zorunda olmak çok üzücü. 
henüz liseye gidiyordum. ve deliler gibi aşıktım, onun da bana aşık olduğundan emindim. o kadar çok seviyordum ve bağlıydım ki ona her saniye konuşsam da, yanında olsam da sıkılmayacağımı biliyordum. gözüm başka hiçbir kimseyi görmüyordu. farklı okullarda okuyorduk ve benim dersim ondan önce bitiyordu. ben dersten çıkınca, onun okuluna gidip dersten çıkış saatini bekliyordum. o da çıkınca evine bırakıp eve dönüyordum. okuldan sonra 4 gibi kursa gidiyordu. kurstan çıkacağı zaman gidip kursun kapısında bekliyor, çıkınca onu alıyordum, birlikte bir şeyler yiyorduk ve onu evine bırakıp tekrar eve dönüyordum. bu ilişkide genelde bütün fedakarlıkları ben yapıyordum. istediği çoğu şeye mantık çerçevesinde izin veriyordum. anlayacağınız sıkmamaya çalışıyordum. bir kadını hayatının merkezine koymak neyse onu o şekilde görüyordum. o yaşlarda onsuz olmayı düşünmüyordum bile. evlenme hayalleri kuruyorduk, bununla mutluluğumuza mutluluk katıyorduk. deli divaneydik. bir süre her şey çok güzeldi. uzun uzun anlatmayacağım ama sonunda ne oldu biliyor musunuz? benim merkez noktam, beni aldattı. benim gözüm ondan başkasını görmezken, o benden başka bir bedene bıraktı kendini. acımı anlayabiliyor musunuz?  
ondan sonraki yaşadığım tüm ilişkilerde hiçbir zaman tam anlamıyla sevemedim. aslında sevmekte istemedim. ama bir şeyler olsun diye denedim. çok kişiyi de almadım zaten hayatıma. kimseye bana yaşatılanı yaşatmak istemedim. çünkü sevmek artık kolay değildi ve bir yalan üzerine ilişkiye devam etmek bana mantıklı gelmiyordu. gerçekten bir şeyler hissedebildiğim insanlara açıyordum kapımı, olmuyorsa mantıklı bir şekilde konuşarak son veriyorduk. bir ilişkiye yok yere devam etmeye gerek yok. 
şimdi yaşanılan aşklara bakıyorum, bugün birbirleri için ölüp bitenler yarın bir başkası için ölüp bitebiliyor. ben bunları gerçekten anlamıyorum. ben çok mu derin düşünüyorum, aslında olması gereken o şekilde yaşamak mı bilmiyorum. yaşadığım sevginin, aşkın izlerini senelerce ilk günkü gibi taşıyorum. ne kadar bitmiş olsa da saygıyla anıyorum. ben duygularımı bu kadar yoğun yaşarken insanların bu kadar cıvık ilişkiler yürütmesi benim aşka, sevgiye olan inancımı zedeliyor. çünkü benim dünyamda düşlediğim ve yaşadığım aşk, sevgi bu kadar basit değil. 
aşk ile…

8 Şubat 2016 Pazartesi

Hayatın neresinden dönülürse kardır.

Özür dilerim. Hiçbir zaman sizin gibi olamadım. Bütün gün kahkahalarla gülmedim, kitapları karalamak yerine okumayı seçtim, Türkçe pop yerine yabancı slow dinledim, bateri yerine piyanoyu sevdim, pembeye yüzümü buruşturup siyah ile evlendim. Özür dilerim, asla sizin istediğiniz gibi biri olamadım. Her istediğinizde para vermedim, sınavda kopya çektirmedim, çıkarlarınız için kendimi kullandırmadım. Özür dilerim, size kolay lokma olmadım.

Bu satırları neden yazdığımı bilmiyorum açıkçası. Ne de olsa hiçbirinizin umrunda olmadım, olmayacağım. Arkadaşlarım! Öldüğümde sınıfa iyi bakın zira hala her şey aynı olacak. Lakin başınız sıkıştığında ilk baktığınız o sıra da artık hep boş olacak. Sınıfta renklerinden arınmış bir siyahlık hep eksik olacak.Gidenlerim! Öldüğümü ne zaman öğreneceksiniz bilemem velhasıl kelam siz zaten gittiğiniz için ölüden farksızsınız bu hayatta. Fakat öğrendiğiniz gün vereceğiniz tepkiyi ve içinizden asla atamayacağınız o acı pişmanlığı aşırı merak ederim. Ailem! Asıl sözüm sizedir. Nasıl başarıyorsunuz merak ediyorum canınızdan bir parçayı tanıyamamayı? Gözünüzde 16 yaşında boş bir ergenden farksızım. Çevrenizdeki gençlere bakınız. Onlar yeni çıkan Iphone modelini aldırmak için ebeveynlerinin başını yiyorlar. Bense bir kitap için yalvarıyorum hep size. Onlar beş kuruş etmeyecek aşk sandıkları ergen duygularıyla sevgili yapıyorlar. Bense gerçek duygular yaşıyorum. Aslında baksanıza, zaten bu yüzden bu haldeyim. Onlar odalarına kapanıp telefonlarında erkeklerle veya karı kızla flörtleşiyorlar. Lakin ben odama çekildiğim vakit Tom Odell’in piyanosunun eşliğinde içimden gelenleri cümleler halinde bir kağıda döküyorum. Hala kıymetimi neden bilmediğiniz merak ederim. Benim de mi onlar gibi olmam gerekirdi? 


Uzun süredir intihar etmek istiyordum, lakin cesaret bulamıyordum. Çünkü umudum vardı hala, her şeyin düzeleceğine dair. 3 yıl geçti, hiçbir şey düzelmedi. Artık umudumu kestiğim gibi bileklerimi de keseceğim. Artık bana ihtiyaç yok. Sıkıcıyım ve huysuzum. Kimsenin yaşı gibi davranmadığı bu zamanda yaşımın olgunluğunda davranacağım. Bu acıtmayacak. Yeryüzünde artık öğrenip edineceğim hiçbir şey kalmadığı için ölüyorum. Milyar insanın içinde beni yalnız bıraktığınız için ölüyorum. Çünkü yok sandığınız kalp bende de var. Ve yalnız hüznü vardır kalbi olanın.
Yaşamak neden bu kadar içler acısı? Neden uçurumun yanı başından geçen bir yol gibi? Kalbin paramparça kırılmak ya da taş gibi katılaşmak zorunda kaldığı bu dünyayı terk ediyorum. Tiyatro bitti beklemeye lüzum görmüyorum. Hayatın neresinden dönülürse kardır. Ben çok ümitsizim! Artık eski tutkum yok ve intihar günahtır, cehennemde yanacaksın demeyin. Şunu hatırlayın; Sönüp gitmektense yanmak daha iyidir. 
Çok eğlendim, hoşça kalın, teşekkürler…
Bazen olur, yatağına yattığında çökmesini istersin tavanın üstüne, ölü uyanmak istersin bir sabaha.

Anne olmak..

*saçlarına yıldız düşmüş koparma anne , demişti . 
Kaybetmeseydik seni eğer , içimizde ne fırtınalar koparacak sözlerin , şarkıların olacaktı .


Ölmek için doğmuştum. Belli ki, yanmak içinde seni sevmiştim.
Gerekirse kendin paramparça olursun, karşındaki sapasağlam dursun diye. Ama olsun dersin, varsın ona bişey olmasın, canı sağolsun.
Ben alışmışsam hep güzel görmeye, bil ki senin yüzün-den.
Sen kıyamam derken, o umurumda değil diyordu, unutma.

Galata’ya gidelim mi ?




Sezen Aksu dinleyin. Kitap okuyun, gidenin geri gelmeyeceğini ve gelse de bir şeylerin artık eskisi gibi olmayacağını anlayın.

6 Şubat 2016 Cumartesi

Belki kuşlar bir gün mutluluktan uçmayı unuturlar
Bir gün gidersin diye aklım çıkıyordu, aklım çıktı..
Bir gece acıdan öyle bir ağladım ki, gözyaşlarım artık bana küstü.
Kötüsün adam, baba olsan terkedip gidebilecek kadar kötüsün
ama anne,
elleri aynı babamın elleri gibiydi
yemin ederim.
Seni seviyorum dedikçe neden kalbime yumruk attın
Ben seni başka bir alfabeyle seviyorum.
Ya bazı kızlar böyle çok narin ya. Ben akşam halı saha var birader gelir misin deseler evet dicekmişim gibi.
Biliyor musun, gitgide yaralanıyoruz şurdan burdan..

— Turgut Uyar 
Her önünüze gelen asalağın sözünü kafaya takarsanız, kafayı yersiniz, iyisi mi siktir edin gitsin.
İnsanlardan sıkılmaya başladıysan, gerçeklerin farkına varmaya başlamışsındır.
Bir süre sonra diyorsunuz ki ; bu kadar kırılacağıma kırayım daha iyi.
Birden gözyaşlarına karışan yağmur damlalarını hissedince gökyüzüne baktı ve haykırdı. "Söylesene yağmur! Ben bu dünyada hiç mi sevilmedim."
Hani biriyle konuşurken ağlayacağını hissedersin de öylece kalıverirsin ya.Konuşamazsın,ağzını açacağın anda gözyaşlarının akacağını bilirsin çünkü.Karşındaki farketmesin diye susarsın başını yana çevirirsin.İşte o cidden çok kötü ya.
Bazı yalanlar güzel,bazı gerçekler acıymış.
Sen ölümüm kalımım ben artık adam olmam bu derde düşeli.
Herkes gülmeyi bıraktıktan sonra gülmesini durduramayan insan neden hep ben oluyorum
Ah sigara tutuşunu bile sevdiğim adam, tek yanan o sigaran mı sanıyorsun?
Sevdiğin tarafından sevilmek nasıl bir şey bana anlatın lütfen.

2 Şubat 2016 Salı

Ey Yusuf`un Tanrısı, dedi Züleyha.
Hissediyorum ki
Bana Yusuf kadar yakınsın
Bana kalbim kadar yakınsın
Bana benim kadar yakınsın,
yok, dedi Züleyha, bana benden daha yakınsın. Sen benim kalbimdesin.
Yok yok, dedi Züleyha, Rabbim sen benim kalbimde değilsin, sen benim kalbimsin.

Yusuf ile Zuleyha, Nazan Bekiroğlu (Sayfa 137)

1 Şubat 2016 Pazartesi

En çok kıskanılan kadın! Tomris Uyar

Tomris Uyar edebiyata düşkün bir ailenin kızıydı. Babasının şiir kitabı, annesinin çevirileri vardı. Kökten gelen edebiyat tutkusu büyüdükçe ve eğitimini sürdürdükçe devam etti bu tutkusu. Arnavutköy kolejinde karar vermişti öykü yazmaya. Gazetecilik Enstitüsünü bitirince çeviri yapmaya başladı. Çeviri yapmasındaki amacı öykülerine başlamadan önce Türkçenin tüm kıvraklığını ve esnekliğini denemek ve hakim olmak içindi. Varlık Dergisinde çıkan Tagore'den "Şeker Bebek" edebiyat dünyasındaki ilk imzasıydı.



Sahip olunamayan kadınlardandı o...
Güvenli bir kıyı yerine, açık denizleri tercih eden bir kadındı. Hayatta sevgiden başka bir şeyin ciddiye alınmamasını düşünüyordu. Kendine ve hayatın maddi yanlarına önem vermeyen biriydi. Hatta hakkında yazılmasını hiç sevmezdi ve kendisine yazılan en derin, tutkulu ve aşk dolu şiirlere rağmen kibre, gurura kendini kaptırmamıştı. Mesela Cemal Süreye ile olan ilişkisinin ardından ikisi de yaşadıklarını yalnızca kendilerine saklayacaklar ve tek kelime bile etmeyeceklerdi...
Yazılacak bir sürü şey var daha ama sözü kısa tutup, şiirler ile Tomris'i ve üç büyük şairin aşklarının tadına varmak daha iyi olacak sanırım.

Turgut Uyar

Onun aşıkları arasından belki de en şanslı olanı Turgut Uyar'dır. Çünkü kendi deyimiyle ''uzaktan sadece hayalini kurmaktansa, yanındaki gerçek mutluluğu kelimelendiremese de olur bahtlılığı''  onunki. 
Şu dizeleri yazmıştır biricik karısına:

Herkes seni sen zanneder.
Senin sen olmadığını bile bilmeden,
Sen bile
Seni ben geçerken
Derim ki,
Saati sorduklarında;
Onu ''O'' geçiyordur
Kimse anlam veremez.
Tamir ettirmedin gitti derler şu saati.
Ettirmek istiyor musun demezler.
Bir bozuk saattir yüreğim, hep sende durur.
Zamanı durdururum yüreğimde,
Sensiz geçtiği için,
Akrep yelkovana küskündür.
Şu bozuk saat çalışsa benim için ölümdür.
Bil ki akrep yelkovanı geçerse,
Atan bu yüreğim durur.
Bırak bozuk kalsın, hiç değilse
Bir bozuk saattir yüreğim, hep sende durur.

Tomris ise böyle anlatırdı Turgut Uyar'ı; "Turgut, her an elinden kaçıracakmış gibi gereksiz bir kaygıyla yıpranacak; ben de hiçbir rekabetin söz konusu olmadığı bir alanda, boyuna birinci seçilmekten yorulacaktım."

Cemal Süreya

Tomris Uyar'ın bir diğer aşığı ise ünlü şair Cemal Süreya'dır. 
Tanıştıkları dönemde ikisi de evliydi aslında hatta aşkları için eşlerinden bile boşanmışlardı. Tomris kolej aşkından Ülkü Tamer'den boşanmıştı onun için. 
Cemal Süreya şu dizeleri yazmıştı Tomris için;

Ay ışığında oturduk 
Bileğinden öptüm seni
Sonra ayakta öptüm
Dudağından öptüm seni
Kapı aralığında öptüm
Soluğundan öptüm seni
Bahçede çocuklar vardı
Çocuğundan öptüm seni
Evime götürdüm yatağımda
Kasığından öptüm seni
Başka evlerde karşılaştık
İliğinden öptüm seni
En sonunda caddelere çıkardım
Kaynağından öptüm seni
Başka dizelerinde ise nasıl umutsuzca aşık olduğunu anlatmıştır hep.
Daha nen olayım isterdin
Onursuzunum senin!

Tomris ise böyle anlatmıştı Cemal'le olan aşkını ''Beni bıraktı ama rahat edemedi. Ona göre bana sahip olunamazdı." 'Senden ayrıldığım anda, senin hakkında, hikayen hakkında sevdiğimi belirtecek hiçbir şey söylemeyeceğim, benim ağzımdan kimse duymayacak' dedi ve doğrusu hiç yazmadı.
Cemal Süreya'yla olan bir anısını da böyle anlatmıştı Tomris;
Her akşam işten çıkıp şıp diye eve damlıyordu Cemal Süreya. Bir gün Tomris Uyar, 'biraz gez dolaş arkadaşlarınla falan buluş' dedi. Ertesi gün geç geldi Cemal Süreya, daha ertesi gün de, hep geç geldi. Bu akşamlardan birinde, örtü silkelemek için pencereyi açan Tomris, apartmanın girişinde oturan Cemal’i gördü ve gerçek ortaya çıktı. Her akşam iş çıkışı eve geliyor ama aşağıda oturup ‘gecikiyordu’ Cemal Süreya… Tomris Uyar tarafından durumun adı derhal kondu: Şahsiyet Rötarı…

Edip Cansever

Edebiyat dünyasının da çok iyi bildiği bir gerçek Edip Cansever'in Tomris Uyar'a olan hayranlığıdır. Her yıl Mart'ın 15'inde (Tomris Uyar'ın doğum günü) bir şiir yayınlayarak hayranlığını her yıl bıkmadan usanmadan anlatmıştır şiirlerinde. 
Şu dizeleri yazmıştır onun için; 

Ben seni uzun bir yolda yürürken görmedim ki hiç
Yağmurlar altında gördüm, kadeh tutarken gördüm de
Bir kıyıya bakarken, bakarkenki ağlayan yüzünle 
Ve yarışırsa ancak Monet'nin 
Kadınlarına yaraşan giysilerinle
Gördüm de
Ben seni uzun bir yolda yürürken görmedim ki hiç.
Öyle kısaydı ki adımların, diyelim bir yaz tatilinde
BirOTEL kapısının önünde, tahta bir köprünün üstünde
Bir demet çiçekle paslanmış bir kedi arasında
Öyle kısaydı ki adımların
Şöyle bir bardak yıkayışının vaktiyle
Ölçülür ve denk düşerdi ancak
Ben seni uzun bir yolda yürürken görmedim ki hiç.
Yok bir yanıtın ''nereye'' diyenlere
Bir buz titreşimi gibi sallantılı ve şaşkın
Ve çabuk bir merhaban vardır bir yerden gelenlere
O bir yerler ki, diyelim çok uzak olsun
Sen gelmiş gibisindir oralardan, otobüslerden
Yollardan, deniz üstlerinden topladığın gülüşlerle
Ben seni uzun bir yolda yürürken görmedim ki hiç.
Seni görünce dünyayı dolaşıyor insan sanki
Hani Etiler'den Hisar'a insek bile
Bir küçük yaşındasın, boyanmış taranmışsın
Çok yaşında her zamanki çocuksun gene
Ben seni uzun bir yolda yürürken görmedim ki hiç.
Mart ayında patlıcan, ağustosta karnabahar
Mutfağın mutfak olalı böyle
Bir adın vardı senin, Tomris Uyar'dı
Adını yenile bu yıl, ama bak Tomris Uyar olsun gene
Ben bu kış öyle üşüdüm ki sorma
Oysa güneş pek batmadı senin evinde
Söyle
Ben seni uzun bir yolda yürürken gördüm müydü hiç.

Edip Cansever içinse şunları söylemişti Tomris Uyar:
''Sevgililik ya da aşk duygusu zamanla yara alabiliyor, örselenebiliyor, bitebiliyor. Bitmeyen tek aşkın gerçek ve lirik bir dostluk olduğunu Edip Cansever öğretti bana."

On öykü derlemesinden Yürekte Bukağı ile 1979Yaza Yolculuk ile 1986 Sait Faik Hikâye Armağanı’nı kazandı. 60’ı aşkın çevirisi kitaplaşan Uyar’ın günlükleri, “Gündökümü” genel başlığı altında, yayımlandı. 
4 Temmuz 2003'de kanser nedeniyle yaşamını yitiren öykücü, yazar ve sevgi insanı Tomris Uyar'ı sevgiyle selamlarız...